31 Mayıs 2014 Cumartesi

sanat meta itibar kültür endüstrisi

          Bir toplumun bütün değerlerinin tümü, o toplumun kültürünü meydana getirir. Kültür, insani değer ve yaratılardan bahsederken, Adorno kültürün yönetilebilirliğine işaret etmiştir. Kültürün kendisinin bir endüstri ve kültür ürünlerinin de meta 'lar haline geldiği iddiası, kültür endüstrisi kavramının ortaya çıkışına kaynaklık eder. Kültür endüstrisi aynılaşmak ve hislerin, anların, algıların pazarlanması üzerinden bir finans platformu oluşturmuştur. Kültürün yönetilebilirliği hayatın yönetilebilirliği anlamındadır ve  sanatı da kendisine eklemleyerek içine almıştır. 

        Aristokratların ve monarşinin sanat ortamının başlıca simaları olmaktan çıktığı 18. yüzyıl ortalarında sanat ve para karşı karşıya gelmiş, Fransız İmparatorluğu’nun gücünün ve görkeminin temsil edildiği ve sadece Akademi mensuplarıyla sınırlı olan Salon sergilerinin 1737’de kamuya açılması sanatın özerkliğini kazanmasında bir dönüm noktası olmuştur. 19. yüzyılda ise galeriler devreye girer ve Salon sergileri son bulur. Aristokratik himaye sisteminin yerini piyasa almıştır. Sanatçı, dinin, sarayın temsilcisi, bu otoritenin hizmetkârı değildir artık. 20. Yüzyılın başında ise kültür ve ekonominin yan yana zikredilmesiyle sanat, para ile uzlaşmıştır. Galerilerin açılması ve Batı’dan Amerika’ya göç eden soyut dışavurumculuk, sanat piyasasının hatta Amerika piyasasının hareketlenmesini sağlamıştır. Soyut dışavurumculuğun benmerkezcilik ve romantizmine tepki olarak, kitleyi hedef alan ‘Pop-Art’ (popüler sanat) doğmuştur.  "Para kazanmak sanattır, çalışmak sanattır ama iyi iş yapmak, en iyi sanattır."diyen Andy Warhol ölümünün üzerinden 27 yıl geçmesine karşın hala sanat piyasasının en çok para kazananı unvanına sahiptir ve bugünlerde aynı yolu izleyen birkaç sanatçı, eserlerinin fiyatları ile sanat tarihine geçmiştir. Sanat piyasası bir uluslararası finansal ticaret akımı oluşturmuştur. 

Damien Hirst,  “For the Love of God”, 2007

Damien Hirst’ün “For the Love of God” adlı pırlantalı kafatasının fiyatı 50 milyon sterlindir. Damien Hirst, “Warhol gerçekten bu denklemin içine parayı getiren kişidir. Para ile ilgili düşünmeyi sanatçılara kabul edilebilir bir hale getirmiştir.  Bugün yaşadığımız dünyada para büyük bir mesele. Belki sevgi kadar hatta daha da büyük.” Sanatın içinde parayı yadırgamadığını ve Warhol’un bir varisi olduğunu belirtmiştir. Tabi bu büyük paralara alıcı bulan eserleri üretmek (ürettirmek) kolay değil, atölyelerin adeta bir fabrika gibi işlemesi gerek. Bir imalathaneye dönüşen atölye  fikri de Andy Warhol’a aittir ve atölyesine Factory (Fabrika) ismini koymuştur ve ilk atölyesi eski bir iplik fabrikasıdır.

Factory’den bir görünüm

            Bugün de Damien Hirst, Jeff Koons gibi sanatçılar tıpkı Warhol’un edindiği gibi bir fabrikaya sahipler. Sanatın içeriği ya da atölyelerdeki süreç kimseyi ilgilendirmez, asıl konu eserin değerinin belirlendiği paranın miktarı ve satın alanın itibarıdır!

“Gerçek anlamda kültür, yalnızca kendisini insanlara uydurmakla kalmıyor, bunu yaparken aynı anda içinde yaşadıkları taşlaşmış ilişkilere bir karşı koyuşla onları onurlandırıyordu. Oysa bugün, kültür bu taşlaşmış ilişkilerin içinde çözünmüş ve onlarla bütünleşmiş olduğundan, insanlık onurunu bir kez daha yitirmiştir; kültür endüstrisinin tipik kültürel varlıkları artık diğer niteliklerinin yanında mal niteliği taşımaz, bütünüyle mala dönüşmüştür… kültür endüstrisi birer birer şirketlerden ya da satılabilir nesnelerden bağımsız olarak halkla ilişkilere, kendi başına ‘itibar’ üretimine yönelmiştir.” 1

             Eğer sanat ve para arasındaki ilişkiyi yakından gözlemlemek istiyorsak bir Sotheby’s ya da Christie’s müzayedesine veya uluslararası bir fuara gitmek uygun olacaktır. Fuarlar çağdaş sanatın pazarlanması için paha biçilmez yerlerdir. Burada pazarlanan en pahalı ve en lüks olandır. Kimse neyi neden aldığını bilmeden fiyatına göre her şeyi alabilir. Ve fuarlara sponsor olan bankalar sanat piyasasında önemli bir rol üstlenmiştir. Bir eserin yüzde birine sahip olabilir ya da hangi esere para yatırmanız ile ilgili özel bankacılık desteği alabilirsiniz. Lounge’ınızda otururken bankanız sizin için eserlerin yüzdelerini ve fonlarını alabilir. Hiç görmediğiniz eserlere sahip olabilirsiniz. 

Jeff Koons, Rabbit, 2008

       Görünen o ki; sanatı anlamak için sanat tarihinden yararlanmak değil müzayede fiyatlarından yararlanmak ya da bir fuar gezmesi daha isabetli olacaktır. Koons'un işleri ve şöhreti, işlerinin müzayedelerdeki fiyatlarına rağmen –ya da belki bu fiyatlar yüzünden– eleştirmenler arasında hararetli bir tartışma konusu olmuştur. Tate’teki Pop Life  sergisinde gösterilen Rabbit (Tavşan), 2008’de 8 milyon doların üzerinde bir fiyata alıcı bulmuştu. Sadece kişilerin ne kadar parası olduğuna ve eserin ederine göre biçimlenen bir sanat tarihinden bahsedilebilir. Burada sanat eserinin S si ne büyük harfle ne küçük harfle dillendirilmez. Asıl olan itibardır.  Karşılıklı bir markalandırma politikası yürütülmektedir ve bu fiyatları yukarıya çekmektedir.  Canlı küresel bir piyasaya sahip olan sanat, tarihini  yok etmiştir. Don Thompson’un tespiti yerindedir,  “müzayede çekici indirdiğinde, fiyat değere eşitlenmiş olur ve bu sanat tarihine geçer.”2

       Kültür endüstrisinin istekleri doğrultusunda, sanat; modaya, isteklere, ısmarlamaya göre şekillenir. Eserler özgün olmaktan çok birbirlerine benzer bir hal alıp; aurasını, biricikliğini kaybetmiş reprodüksiyona öykünür haldedirler. Sanatın kendine özgü bir varlığı kalmamıştır, dekoratif ve fetişist bir ideolojiye hizmet etmeye başlamıştır. Sanatın sonuna şahit olmaktayız. Üretilenler birbirinin tekrarlarından fazlası değildir. Bir sanat eseri, değerine ödenen para gibi kasalara ya da kimsenin göremeyeceği rezidansların duvarlarına hapsedilir. Peki, sanatın amacı neydi? Sanatın Kant’a göre bir amacı olmamalıydı, sanat yararsız ve çıkarsızdı. İzleyiciyle buluştuğunda estetik değerleri ve içeriği sorgulanırdı. Oysa şuan sanat beğeniye hizmet etmektedir, sorgulanması ya da sorgulatması gerekmez.  Kant’ın sanat eseri ile ilgili amaçsız sanat görüşü yerini pozitif sanata ve itibara bırakmıştır. Kimsenin görmediği sanatlar yapılmaktadır. Adorno 1960’da kültürden söz edenin, bilerek ya da bilmeyerek yönetimden söz ettiğini belirtir. Yönetilen finansallaşan demektir. Sanatın yönetilebilirliği, kültürün yönetilebilirliği kaygan bir zeminden başka bir şey değildir. 20. yüzyıl avangardının cılız ışığında, kültürün endüstrileşmesinin ağır klostrofobik ortamında sanat can çekişmektedir.

             notlar
1 Theodor, W. Adorno, “ Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken”, Cogito, Sayı 36, s. 77
2 Don Thompson, Sanat Mezat, iletişim yayınları, 2011, s.270


kaynakça
Ali Artun, Çağdaş Sanatın Örgütlenmesi
Don Thompson, Sanat Mezat
Theodor w.Adorno, Kültür Endüstrisi Kültür Yönetimi
                Ali Artun, Çağdaş Sanat ve Kültüralizm