Bir toplumun bütün değerleri, o toplumun kültürünü meydana getirir. Kültür, insani değer ve yaratılardan bahsederken, Adorno kültürün yönetilebilirliğine işaret etmiştir. Kültürün kendisinin bir endüstri ve kültür ürünlerinin de meta 'lar haline geldigi iddiasi, kültür endüstirisi kavramının ortaya çıkışına kaynaklık eder. Kültür endüstrisi aynılaşmak ve hislerin, anların, algıların pazarlanması üzerinden bir finans platformu oluşturmuştur. Kültürün yönetilebilirliği hayatın yönetilebilirliği anlamındadır ve sanatı da kendisine eklemleyerek finansallaştırmıştır.
Kültürün endüstrileşmesinde modernizmin ayaklarından olan sömürgeciliğin etkisi göz ardı edilemez. Yapılmak istenen yerelliğin yok edilmesi ve herkesin tek bir eksende var etmekdir. Kültür yerellikten doğar oysa kültür endüstrisi yerellikten hoşlanmaz, bunu sermaye ve itibar olarak değerlendirmek ister. Sömürgelere sözde uygarlık ve medeniyet getirilerek yerellik yok edilecektir. Avrupa’da düzenlenen evrensel sergilerde sömürgelerden alınan kültürel nesneler sergilenerek nelerin el altında tutulduğunu göstererek itibar elde edilmeye çalışılmıştır. Sonrasında küreselleşme ile euronun sınır tanımadan Avrupa’da dolaşması gibi herşey sınırlar olmadan dolaşıma girmiştir. Sömürgeciliğin yerini ortak payda olan para devamında küreselleşme almıştır. Teknolojinin varlığı küreselleşmeden sonra sanallaşmayı ortaya çıkarmıştır. Sanallaştırmak tek bir zamanda tek bir anda yaşamaktır. Herkesin aynı anda bir görsele ulaşıyor olması bütün dünya ülkelerinin tek bir zamanda yaşadığını deneyimliyoruz. Önceliği sonralığı olmayan sanal dünyanın etkisinde herkesin aynı hissi aynı anda yaşayabildiği bir zaman dilimi. Bu zaman dilimi herşeyin sonudur. Hissizlik ve ataleti doğurmuştur bunun sonucunda onulu olan herşey onursuzlaşmış, küçülmüştür; kültür = para = itibar = tek bir zaman eşitliğine dönüşmüştür. Yerellik yok olduğu için ve zamanda bir esneklik olmadığından sanat klostrofobik bir alana sıkışmış demektir. Yapılan sanatın biçiminden, içeriğinden bahsetmek hiçbir anlam ifade etmez ve ayrıca neyin sanat neyin sanat olmadığına dair fikirlerimiz ortadan kalkmaya başlamıştır. Sanatın ya da sanat olmayanın içeriği de değeri de paradır.
“gerçek anlamda kültür, yalnızca kendisini insanlara uydurmakla kalmıyor, bunu yaparken aynı anda içinde yaşadıkları taşlaşmış ilişkilere bir karşı koyuşla onları onurlandırıyordu. Oysa bugün, kültür bu taşlaşmış ilişkilerin içinde çözünmüş ve onlarla bütünleşmiş olduğundan, insanlık onurunu bir kez daha yitirmiştir; kültür endüstrisinin tipik kültürel varlıkları artık diğer niteliklerinin yanında mal niteliği taşımaz, bütünüyle mala dönüşmüştür… kültür endüstrisi birer birer şirketlerden ya da satılabilir nesnelerden bağımsız olarak halkla ilişkilere, kendi başına ‘itibar’ üretimine yönelmiştir.” 1
Kültür endüstrisinde herşey metaya dönüşür ve gösterge ekonomisinde maddi üretim önemli değil anlam üretimi önemlidir. Kültür endüstrisi ve gösterge ekonomi politiği sanatın alınıp satılması ve içinin boşaltılması ekseninde birbirini destekler niteliktedir. Sanat eseri para demektir para ise itibarı getirir. Müzayedelerde ve fuarlarda içleri boşaltılmış sanat nesnelerinin belki de tasarım nesnelerinin satılması ve hatta Don Thompson’un, “müzayede çekici indirdiğinde, fiyat değere eşitlenmiş olur ve bu sanat tarihine geçer.”2 cümlesi para itibar ekseninde sanatın vehametini ortaya serer. Milyon dolarlara alıcı bulan eserlerden değil fiyatlarından bahsedilir ve hatta kimlerin bunları aldığı ve nerelere konduğundan söz edilir. Eder = değer niteliğindedir. Bir eser pahalıysa o kadar mükemmel bir sanat eseridir. Halbuki o kadar hakikatten uzak, o kadar aurasını ve biricikliğini kaybetmiştir. Sanat Baudrillard’ın tanımladığı gibi bir “aşk nesnesi” olmaktan çıkmıştır. Fiyatından başka her türlü değerinden arınır ve Oscar Wilde’ın sözleriyle “herşeyin fiyatını bilen fakat hiçbirşeyin değerini bilmeyen” insanların ilgi odağı olur. Sanat artık hükümsüzdür. Hükümsüz sanat Baudrillard’a göre değerinin olmadığı anlamına gelmektedir, değer ticarileşmiştir.
Kültür endüstrisinin istekleri doğrultusunda, sanat; modaya, isteklere, ısmarlamaya göre şekillenir. Sanatın kendine özgü bir varlığı kalmamıştır, dekoratif ve fetişist bir ideolojiye hizmet etmeye başlamıştır. Sanatın sonuna sahit olmaktayız. Üretilenler birbirinin tekrarlarından fazlası değildir. Bir sanat eseri, değerine ödenen para gibi kasalara ya da kimsenin göremeyeceği rezisansların duvarlarına hapsedilir. Peki, sanatın amacı neydi? Kant “Yargı Gücünün Eleştirisi” kitabında sanatı diğer etkinliklerden ayırt eder. Sanatın kendisinden başka bir kullanımı olamayacağını savunur. Böylece sanatı yarar ve çıkar üzerine kurulu bir sanayiden ayırır. Sanatın Kant’a göre bir amacı olmamalıydı, sanat yararsız ve çıkarsızdı. İzleyiciyle buluştuğunda estetik değerleri ve içeriği sorgulanırdı. Oysa şuan sanat beğeniye hizmet etmektedir, sorgulanması ya da sorgulatması gerekmez. Kant’ın sanat eseri ile ilgili amaçsız sanat anlayışı yerini pozitif sanata ve itibara bırakmış, izleyiciyle buluşup sorgutlatması ve sorgulanmasına bile gerek duyulmamaktadır. Söylenenler, söylentiler, çekler, alıcılar, değerler üzerinden pozitif sanat yapılamktadır. Adorno 1960’da kültürden söz edenin, bilerek ya da bilmeyerek yönetimden söz ettiğini belirtir. Yönetilen finansallaşan demektir. Sanatın yönetilebilirliği, kültürün yönetilebilirliği kaygan bir zeminden başka bir şey değildir. 20. yüzyıl avangardının cılız ışığında, kültürün endüstrileşmesinin ağır klostrofobik ortamında sanat can çekişmektedir.
Notlar
1 Theodor, W. Adorno, “ Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken”, Cogito, Sayı 36, s. 77
2 Don Thompson, Sanat Mezat, iletişim yayınları, 2011, s.270
kaynakça
Ali Artun, Çağdaş Sanatın Örgütlenmesi
Don Thompson, Sanat Mezat
Theodor w.Adorno, Kültür Endüstrisi Kültür Yönetimi
Ali Artun, Çağdaş Sanat ve Kültüralizm
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder