Sanat yapıtının kendisi bir amaçtır
ve sanat, felsefeyle birbirine çok benzer ancak sanatın metafizik düzeyde
olduğundan bahsedilemez. Sanatçının sanat
eseri üretirken ki kaygısı izleyicinin bilinç düzeyine ulaşmaktır ve birebir gerçekliği ortaya koymaz ancak kavramlarla geliştirdiği
genelden algılayarak süzdüğü dünyayı ortaya koyar. Bu dünya kırılamaz duvarlara sahip değildir ve
hatta görülemeyeni izleyiciye sunar. Sanatçı insana
kendi yaşam duygusunun nesnelleştirilmiş gerçekliğini sunmaz ve onun üzerinde düşündürmez. Öyle ki trajedi
üzerine çalışan bir sanatçının depresyonda olması ya da kendi depresyonunu
sunması gerekmez. Yani sanatçı dış
dünyanın bütünselliğini bozabilir. Kavramlar üreterek sanat formuna ulaşıyorsak
önce sanatın doğasını ve işlevlerini anlamak için kavramların doğası ve
işlevleri anlaşılmalıdır. Burada dil
devreye girmektedir. Dil soyutlama yoluyla elde edilmiş Kavramları somutluklara
dönüştürür. Ancak kavrama yolları bilinmedikçe evrenin, yaşamın niteliği
bilinemez ve bunu belki epistomolojik olarak soruların netleştirilmesiyle
yapabiliriz ancak metafizik ile sınırlamak. Gerçekliğin sorgulanmasına izin
vermemekten başka birşey değildir. Yaşanan dünya sembolikleşir ve bu şekilde
çevreyi algılayış biçimimiz kavramlarımızı oluştururur. Dolayısıyla semboller görünen
dünyayı netleştirmek için vardırlar. Beyin bir şeyi algılarken sınırlanırını
sembollerle belirler hatta öyle ki sembol bazen temsil ettiği şeyin yerine
geçmiştir. Dil ile birlikte zihinsel etkinliğimizi somutlaştırırız.
Somutlaştırılan herşey sanatçıda bir kez daha soyutlaşır ve sanat eserine
dönüşür. Soyutlamak görünen dünyanın farkına varmak
ve görüneni bilmek için kullanılan
epistemolojik yöntemdir. Soyutlama ve izole
etmek kavramı birbirine bağlıdır ve bu psiko-epistemik bir süreçttir. Bir örnek
vermek gerekirse; Bir bilgisayarın milyonlarca verisinden süzülmüş tek bir
sonucunu düşünebiliriz, sanatçı sona ulaşmak için soyutlar izole eder ve
somutlar ve izleyiciye sunar. Ifade
edilemez olanı ele alır duyguların ifade edilemezi ile birlikte bir form
yaratır, kelimelerle ifade edilemeyen kavramsal bir sembol yaratır. Bunlar
temel duygularımız değildir ifade edilmeyen hissettiklerimizdir. Sadece beynin somutlaştırdıklarının
dışındadır. Yaratılan yeni dil evrensel bir dildir ve bu sanat eserinin ne
kadar yaşayan bir forma sahip olduğunu ortaya koyar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder