27 Ocak 2014 Pazartesi

Sanatta ifade üzerine

Sanat yapıtının kendisi bir amaçtır ve sanat, felsefeyle birbirine çok benzer ancak sanatın metafizik düzeyde olduğundan  bahsedilemez. Sanatçının sanat eseri üretirken ki kaygısı izleyicinin bilinç düzeyine ulaşmaktır ve birebir gerçekliği ortaya  koymaz ancak kavramlarla geliştirdiği genelden algılayarak süzdüğü dünyayı ortaya koyar.  Bu dünya kırılamaz duvarlara sahip değildir ve hatta görülemeyeni izleyiciye sunar. Sanatçı insana kendi yaşam duygusunun nesnelleştirilmiş gerçekliğini sunmaz  ve onun üzerinde düşündürmez. Öyle ki trajedi üzerine çalışan bir sanatçının depresyonda olması ya da kendi depresyonunu sunması gerekmez. Yani  sanatçı dış dünyanın bütünselliğini bozabilir. Kavramlar üreterek sanat formuna ulaşıyorsak önce sanatın doğasını ve işlevlerini anlamak için kavramların doğası ve işlevleri anlaşılmalıdır.  Burada dil devreye girmektedir. Dil soyutlama yoluyla elde edilmiş Kavramları somutluklara dönüştürür. Ancak kavrama yolları bilinmedikçe evrenin, yaşamın niteliği bilinemez ve bunu belki epistomolojik olarak soruların netleştirilmesiyle yapabiliriz ancak metafizik ile sınırlamak. Gerçekliğin sorgulanmasına izin vermemekten başka birşey değildir. Yaşanan dünya sembolikleşir ve bu şekilde çevreyi algılayış biçimimiz kavramlarımızı oluştururur. Dolayısıyla semboller görünen dünyayı netleştirmek için vardırlar. Beyin bir şeyi algılarken sınırlanırını sembollerle belirler hatta öyle ki sembol bazen temsil ettiği şeyin yerine geçmiştir. Dil ile birlikte zihinsel etkinliğimizi somutlaştırırız. Somutlaştırılan herşey sanatçıda bir kez daha soyutlaşır ve sanat eserine dönüşür. Soyutlamak görünen dünyanın farkına varmak ve görüneni  bilmek için kullanılan epistemolojik yöntemdir. Soyutlama ve izole etmek kavramı birbirine bağlıdır ve bu psiko-epistemik bir süreçttir. Bir örnek vermek gerekirse; Bir bilgisayarın milyonlarca verisinden süzülmüş tek bir sonucunu düşünebiliriz, sanatçı sona ulaşmak için soyutlar izole eder ve somutlar ve izleyiciye sunar.  Ifade edilemez olanı ele alır duyguların ifade edilemezi ile birlikte bir form yaratır, kelimelerle ifade edilemeyen kavramsal bir sembol yaratır. Bunlar temel duygularımız değildir ifade edilmeyen hissettiklerimizdir. Sadece beynin somutlaştırdıklarının dışındadır. Yaratılan yeni dil evrensel bir dildir ve bu sanat eserinin ne kadar yaşayan bir forma sahip olduğunu ortaya koyar. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder